AKP DÖNEMİ DIŞ POLİTİKASI
AKP DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI
ŞEVKET TALHA APUHAN
A ve K partisinin iktidara gelişiyle birlikte 360 derece değişen dış politika adımlarımızı herkes gibi bende ilgiyle takip edenlerden biriyim. Önceleri Ahmet Davutoğlu’nu dış politika ilahı olarak gören herkes gibi ben de yapılan yanlışların, atılan yanlış adımların altında hep “bir bilinen” olduğunu düşünüyor, Davutoğlu’nun olduğu bir ekibin yanlış dış politika üretmesini imkansıza yakın görüyordum.. Evet, bugün bakınca anlıyorum ki yanılmışım. Peki nasıl yanıldığım sonucuna varıyorum, bakınca ne görüyorum?
A ve K’nın Yeni Dış Politika Tarzı
Derdimi ve anlatmak istediğimi cümlelere boğmadan maddeler halinde yalın bir şekilde açıklayacağım:
# Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı Dış Politika üreten adamlara “Monşer” denilerek, sonra bu sıfat ayıp sayılarak devletin bu işten maaş alan memurlarının saf dışı bırakılması.
# Hemen her konuda olduğu gibi Dış Politikanın da çok sevdiğim ve beni çok seven “ağabeyler”e bırakılması. Dış işleri yerine, başbakan danışmanlarının dış politika yürütmesi.
# Sürekli ülkeler ziyaret etmeyi büyük bir marifet gören bir anlayış ortaya atılması ve hangi başbakan ne kadar ülke gezmişti, en çok hangi Dış İşleri Bakanı havada zaman geçirdi gibi tartışmaların ahaliye hakim olması.
# İçeride olduğu gibi dışarıda da “Kasımpaşalı” tavırlar. ( Tabii bu sadece tavırlarda kalıyor, masada henüz bir Kasımpaşalılık göremedik)
İşte bu temel maddeleri A ve K partisinin yeni dış politika anlayışını anlatmak için kullanabiliriz. Peki yaklaşık 7 yıllık bu dönemde hangi adımlar atıldı? Hangi başarılar kazanıldı? Davutoğlu’nun “Komşularla sıfır Sorun” icadı ne kadar işe yaradı. (Hiç yaramadı, biz “sıfır sorun” dendiğinde sanmıştık ki eşit şartlarla, taviz vermeden sorunlar çözülecek, “sıfır sorun” adına vermediğimiz taviz kalmadı şamar oğlanına döndük) İşte AKP’nin 7 yıllık Dış Politika Karnesi ve unuttuğumuz-görmediğimiz bazı gerçekler:
# Kıbrıs’ta Türk Askerinin kısa zaman içinde adayı boşaltması anlamına gelen Annan Planının oylanması bir başarı gibi gösterildi. Çözümsüzlük çözüm değildir, sloganı ile Ada Rumların eline geçiyordu ki Allah Türk Milletine bir kez daha acıdı ve Rum kesimi planı tam algılayamayarak ret oyu kullandı ve ada elimizde kaldı. O zamana kadar “bizi kızdırmayın ilhak adayı ilhak ederiz” diye rajon keserken, A ve K Partisinin “VİN-VİN” politikası sayesinde muhataplarımız tarafından anlaşıldı ki bu Türkiye, O Türkiye değildir. Başbakan Dış Politika’yı kazı kazan sanmaktadır.
# “One minut, olmaz olmaz, bir daha da gelmem küstüm” diyerek kükreyip sonra cümle alemin gözünün içine baka baka Suriye sınırındaki mayınlı arazileri İsrail’e verip özür dileme çabasına girilmesi.
# Başbakan Yunanistan’ı ziyaretinde senelerdir ezilmiş, azalmış, Korkmuş Türk Halkına aynen şu cümleleri söyledi: “AB’ye bizden önce girdiniz, ne mutlu size”
# AB’den tarih aldık- alıyoruz, seneye, bugün, yarın diyerek taviz üstüne taviz verildi. Tarih alınınca da sanki Orta Asya’nın barbar kavimlerinden birine AB teveccühte bulunuyormuş gibi göbek atmalı- fişekli konserli kutlamalar yapıldı. 3 bin yıllık Türk Tarihi’nin kitaplardan silindiği, utançtan masanın altına saklandığı bir gündü.
# Ermenistan’la gizli görüşmeler yapılırken Ermeni tarafı görüşmeleri Ruslara sızdırdı, Ruslarda Azerbaycan tarafına… Sonuç: Ermenistan’dan hakaret üstüne hakaret, Azerbaycan’dan sitem üstüne sitem ve Ruslarla “PAT” diye bir gaz antlaşması…
# Dost olup, sıfır sorunla komşuluk yapacağız diye taviz üstüne taviz. Her önüne gelene taviz.
# Körfez ülkelerinin kendi başlarına yönetebilecekleri bir sermayeleri varmış gibi sıcak para akışını dengeleyeceğiz hayalleriyle içinde Anıtkabir ziyareti olmayan misafir ağırlamaları ve 3. Sınıf ülkelerin krallarının ayaklarına gidilip otel ziyaretleri yapılması..
# Rusya- Gürcistan savaşında Kafkaslar karnından çatlarken, Kafkas İstikrar Paktı diye saçma bir düşünceyi ortaya atarak cümle alemi kendimize güldürmek.
# Rusya ile aramızda tampon bölge olan ve Erzurum’dan önce Anadolu topraklarını Ruslardan koruyacak ilk ve son mevzimiz Çeçenistan’ın Putin’e peşkeş çekilmesi ve Çeçenistan davasının sahipsiz bırakılması ve Çeçenlerin Ruslara yem edilmesi. (Dış Politikanın namusu olur mu? Olur! Çeçenistan, Karabağ, Bosna, Kırım, Kerkük, Balkanlar bizim Dış Politika Namusuzdur)
# Irak’ta “Türkmen Cephesi’nin” tasviye edilmesi yerine Kürtlerle daha iyi anlaşabilecek teslimiyetçi bir parti kurulması çalışmaları. ( Benzerini Kıbrıs’ta bir müftü aracılığıyla yaptılar)
Sonuç:
A ve K partisinin Dış Politika yanlışları saymakla bitmez ama işte yukarıda saydığımız birkaç madde içine düştüğümüz rezaletin boyutlarını az da olsa bize açıklar diye ümit ediyorum. “Kazan- Kazan diyerek kaybetmek, “Sıfır sorun” diyerek sürekli taviz vermek sadece bizim iktidarımıza nasip olacak bir şey olsa gerek.. Allah bu durumda dış politikanın “Şahinlerine” ve “Monşerlere” sabır versin..
ŞEVKET TALHA APUHAN